|
|
İsmail MÜFTÜOĞLU
Emperyal güçlerin planladığı tarzda İslam ülkeleri yeniden dizayn edilmekte ve siyasi rejimleri demokrasi yalanı ile değiştirilmeye çalışılmaktadır. Tunus’ta başlayan bu hareket kısa zaman içinde egemen güçlerin arzu ettiği tarzda değişikliğini tamamlamış, ardından sıraya Libya alınmıştır.
Libya 1551 yılında Sinan Paşa ile Turgut Reis tarafından Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir. Uzun bir geçmişten sonra yine emperyalist güçlerin programlamaları sebebiyle 1911 tarihinde İtalyanların istilasına uğramış, bu istilaya karşı Osmanlı üç cephe oluşturmuştur.
Birinci cephe Trablus Komutanlığı (Kurmay Albay Neşet Bey komutasında), diğeri Bingazi Komutanlığı (Kurmay Binbaşı Enver Bey komutasında), üçüncü cephe de Derne Komutanlığı (Kurmay Binbaşı Mustafa Kemâl komutasında). İtalyanlar bahis konusu topraklara takriben 130.000 asker çıkarmış olmasına rağmen, savaş alanında başarılı olamamıştır. Ancak dış güçlerin müdahalesi ile 15 Ekim 1912’de aktolunan Ouchy Anlaşması ile bazı şartlar muvacehesinde Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya verilmiştir.
Ouchy Anlaşmasına göre vezir rütbesi taşıyan bir Osmanlı memuru Osmanlı padişahını temsilen ve saltanat naibi sıfatıyla ülkeyi idare edecekti. Yüksek dini görevliler İstanbul’dan tayin edilecek, Rodos, 12 Ada boşaltılıp Osmanlılara terk edilecek, İtalya kapitülasyonların kaldırılmasını kabul edecek ve İtalya Libya eyaletinin vergisi olarak Osmanlı hükümetine yıllık 90.000 altın ödeyecekti. Aniden patlak veren Birinci Dünya Savaşı bu anlaşmanın tatbikatına fırsat vermemiştir.
360 yıl Osmanlı hükümranlığında kalan Libya rahat bir nefes almıştır. Osmanlı döneminde Libya muhteşem eserlerle donatılmıştır. Yakın tarihimize kadar Türkiye – Libya münasebetleri doğru çizgide devam etmiş, nitekim 1974 Kıbrıs Barış Harekatı esnasında bugün düşman ilan edilen ama o gün Türkiye’ye dost elini uzatan Muammer Kaddafi 13.000 uçak mermisini refakatinde uçaklara yükletip, Türkiye’ye göndermiştir. Ayrıca sayı tahdidi yapılmaksızın satın alınabilecek Fantom uçaklarının faturalarının kendisine gönderilmesini talep etmiş, böylece kadirşinaslık göstermiştir.
Mevcut AKP hükümeti döneminde Libya – Türkiye münasebetleri sıcak bir atmosferde devam etmiş, Sayın Başbakan Erdoğan ile Kaddafi her vesile ile kucaklaşmıştır. Vakta ki Trablusta’ki savaş öncesinde olduğu gibi emperyal güçler araya girmiş ve yaptıkları planlar sonucunda bu dostluk görüntüleri ortadan kaldırılmıştır. AKP hükümetinin Libya’ya karşı takındığı dış politika zikzaklı olmuştur.
Nitekim Sayın Erdoğan, 28 Şubat 2011 tarihinde yaptığı bir açıklamada; “NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle saçmalık olabilir mi? NATO’nun ne işi var Libya’da? Libya’ya nasıl müdahale edebilir? Bakın Türkiye olarak biz dedik ki, biz bunun karşısındayız. Böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” dedikten sonra, 20 gün sonra yani 20 Mart 2011 tarihinde de yaptığı açıklamada; “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya gitmelidir” demiştir. Ardından NATO’nun işgal gücüne Türk askerlerini katıp, yapılan bombardımanlar vesilesiyle yüzbinlerce Libyalının ölümüne iştirak edilmiştir. Libya’ya karşı Hıristiyan ırkçı emperyal kuruluşu olan NATO safında yer alınması vicdan sızlatıcı bir olaydır. *** Suriye’de neler oluyor?
Anladığımız kadarıyla Suriye İsrail’e geçit vermediği, elan İsrail’le de çatıştığı için hedef tahtası haline getirilmiştir. Dışarıdan kumandalı ve kurgulanmış olaylar bahane edilerek Suriye devletinin de ortadan kaldırılması için gizli girişimlerde bulunulduğu ve işbirlikçi olarak da Türkiye’nin kullanılacağı anlaşılmaktadır.
Daha düne kadar can ciğer olan yöneticiler bugün birbirine amansız düşman kesilmiş bulunmaktadırlar. Beşar Esad 17.10.2007 tarihinde Türkiye’ye resmi ziyaret için geldiğinde Sayın Cumhurbaşkanı Gül tarafından sıcak bir ilgi ile karşılanmıştır. Daha sonra bir başka resmi ziyaret gelişinde, Beşar Esad Çankaya’da 21 pare top atışı ile karşılanmıştır. (5.8.2008) 18 Eylül 2009 tarihinde Beşar Esad’ın Türkiye’ye yaptığı iftar ziyareti de, ilişkilerin geleceği açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. 8 Mayıs 2010 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün davetlisi olarak eşi Esma Esad ile birlikte çalışma ziyaretinde bulunmuş, bu ziyaret esnasında önce Çırağan Sarayında Sayın Hayrünnisa Gül ve Esma Esad’ın da katılımları ile bir araya gelinmiş, daha sonra devlet erkanına ait yetkililer görüşmelere devam etmişlerdir. Arkasından da “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanlığı ile Suriye Cumhuriyeti Enformasyon Bakanlığı arasında basın ve yayın alanında işbirliği anlaşması” ile “Hükümetler arası Nusaybin ve Kamışlı kara hudut kapılarının ortak kullanımına dair anlaşma” imzalanmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Gül her vesile ile Beşar Esad’a “değerli dostum” diye hitap etmiştir. Vizelerin kaldırılması da bu dostluğun semeresidir.
Sayın Başbakan Erdoğan’ın Beşar Esad’a yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün yaklaşımından farklı olmamıştır. Nitekim Beşar Esad onuruna verdiği iftar yemeğinde, coğrafya ve kader ortaklığından ve paylaşımcı ruhtan ve ortak düşmana karşı göstermiş oldukları fedakarlıktan dolayı teşekkürlerde bulunmuş, Suriye halkı için de; “Onlar bizim kardeşimiz” demiştir. Sayın Başbakanın ortak düşman diye vurgu yaptığı, açıkça söylenmemişse de bu coğrafyada hegemonya kurmaya çalışan batılı devletlerdir. Daha sonra kapı ardında üretilen senaryolar sonucunda, müstakil bir devlet olan Suriye’de cereyan eden olaylar için, Sayın Başbakan “bu olaylar bizim iç meselemizdir” demek suretiyle milletler arası hukuku ve cari olan diplomatik usulleri bir nevi ortadan kaldırmış ve Suriye’yi hasım olarak hedefe almıştır.
Bunun arkasında kimlerin olduğu, hangi plan ve programı ne zaman devreye koyacakları herkesin tahmin ettiği bir durumdur. Türkiye’nin Suriye’ye herhangi bir sebeple müdahale etmesini, ülke insanlarımızın tasvip etmesi düşünülemez. Zira Suriye’nin ortadan kaldırılması sadece ve sadece İsrail’in işine yarayacak ve İsrail’in dünya devletini kurma hayaline hizmet etmiş olacaktır.
Diğer taraftan bu görüntülerle uğraşılırken, NATO füze kalkanı projesini Türkiye’de konuçlandırmak için düğmeye basmıştır. Bundan maksat, Türkiye’nin emniyetini sağlamak değil, muhtemel bir İran savaşında İsrail’in emniyetini sağlamaktır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, bizler haksız kalkışmalara ve zalimce davranışlara her zaman karşı koyan bir milletiz. Bu meyanda zulmetme adına hareket edenlere karşı da tavır koyanlardanız. Bizim maksadımız ülkelerin yöneticilerini savunmak değil, tam aksi yöneticileri bahane etmek suretiyle ülkelerin insanlarının mahvına sebebiyet verebilecek olan savaş çığırtkanlığı yapanlara karşı tavır koymaktır. Bu bakımdan diyoruz ki, ABD vs ırkçı emperyalistlerin Suriye’yi ortadan kaldırma niyetlerine yardımcı olmak değil, karşı koymak durumundayız. Nitekim aklı selim sahibi Hamaslı ihvanın tavırlarına baktığımızda da; Halil Meşal, Ramazan El Buti ve sağduyu sahibi Müslümanlar Suriye’de dış güçler tarafından organize edilen olaylara onay vermeyip, sıcak bakmamaktadırlar. Çünkü dış güçler tarafından Suriye’ye herhangi bir askeri müdahalenin yapılmasını doğru bulmamaktadırlar. Bunun için biz de millet olarak batı medyasının ve çıkarcı Türk medyasının dolduruşuna gelmemeli, ABD ve NATO’ya bir başka ifade ile emperyal güçlere erketelik yapmaktan uzak durmalıyız. ABD adına Suriye’ye dayılanmak, kabadayılık yapmak asla doğru olmadığı gibi, İsrail ve ABD’ne dost olabilecek rejimleri desteklemek de asla doğru değildir. Bizim hadiseye bakışımız kardeşlik ölçüleri içerisinde olmalıdır. Çünkü inananlar kardeştir.Etiketler: İsmail Müftüoğlu, Zikzaklı Politika Niye?
|

İsmail MÜFTÜOĞLU
Türkiye – Suriye Dostluk Grubunun davetlisi olarak, ülkemizin her kesiminden yazar, çizer, akademisyen, siyasetçi, bürokrat ve televizyon programcılarından müteşekkil bir heyetle, 21 Ağustos 2011 Pazar günü Suriye’ye gittik ve 24 Ağustos 2011 Çarşamba günü de yurdumuza avdet ettik.
Suriye’de cereyan eden ve basınımızda farklı farklı yorumlara neden olan olayları yerinde görmek, ilgili, yetkili ve vatandaşlardan bilgi almak suretiyle değerlendirmeler yapmaya çalıştık.
Seyahat esnasında Şam’da ve Hama’da gördüklerimiz, üstelik olayların yoğun geçtiği Hama’daki gözlemlerimiz, olayların gazetelerde yazılanlar gibi olmadığını, tam aksi abartıldığını göstermiştir. Çünkü caddelerde askerlerin bulunmadığını, ancak bazı gözetleme noktalarına son derece az olmak üzere, emniyet mülahazası ile askerlerin yerleştirildiğini gördük. Sokaklarda taşkınlığa mütedair hareketlerin bulunmadığını, tatil münasebetiyle bazı kurumlarda çalışanların yoğun bir şekilde çalıştıkları kapılardan çıkışının, bir taşkınlık haberi olarak verildiğini, oysa bunların sokak hareketleri olmadığını müşahede ettik. Ancak bazı grupların Beşar Esad lehine slogan attıklarını da gördük.
Hama Valisinin brifingde yaptığı konuşmada, kendilerince terörist bazı grupların muhtelif yerlerde aniden saldırılara geçtiklerini, silahlı olduklarını, subay lokalini, adliye binasını ve şehrin dışında polis karakolunu bastıklarını, karakolda 16 kişinin öldürüldüğünü ifade ile bunlara karşı meşru müdafaa zımnında kendilerini koruduklarını beyan etmiştir. Gerçekten de yakılan binaları gördüğümüzde, sayın valinin açıklamalarını teyit etmiş oldu.
Görebildiğimiz, gerek Şam’da, gerek Hama da, gerekse Şam – Hama yolu boyunca geçtiğimiz tüm kasabalarda, bir sessizliğin hakim olduğudur. Ama Türk basınında yer alan haberlerden maksat –ki doğru haberler değil, milletimizi manüpile etme haberleridir– emperyal güçlere bir nevi taşeronluk yapmak ve kuzuyu kurda yedirme haberleridir. Nitekim gerek Tunus’da, gerek Libya’da, gerekse Mısır ve şimdi de Suriye’de aynı oyunun oynandığı ve Ortadoğu’da emperyal güçlerin son kale durumunda olan Suriye’yi de ortadan kaldırmak suretiyle bu bölgenin yer altı ve yerüstü zenginliklerine el koyma hareketlerini temin zımnında ahaliyi provoke ettikleri kanaatindeyiz.
Emperyal güçlerin slogan olarak kullandıkları demokrasiden maksatları, uygulamaları sonucunda ortaya çıkmış Irak’ta bir milyon Müslümanın, Tunus, Filistin, Bahreyn, Yemen, Libya vs İslam ülke halklarının kanını dökmeleridir. Bu hal, günübirlik meydana gelmiş değildir. Yeşil kuşak projesinin bir nevi uygulamaya konulmasıdır. Yani 22 İslam ülkesini dizayn etme adına sömürmek ve bahis konusu ülkelerin hükümranlığını ortadan kaldırmaktır. Bunun ahlaki yönü olmadığı gibi, hukuki olduğu da söylenemez.
Suriye’nin hasım olarak alınması, bugün için İsrail’le savaşan tek İslam ülkesi olmasındandır. İsrail’in ilerleme heveslerini önlemesindendir. Yoksa halkın inisiyatifi ile olayların oluşmadığını, halkla yaptığımız görüşmeler ortaya koymuştur. Suriye’ye haksız bir saldırı sonucunda, Irak’ta olduğu gibi Osmanlı kültür mirası da yok olacak, böylece haçlı seferleri nihai hedefine ulaşmış olacaktır. Bir başka açıdan da, Selahaddin Eyyubi’den intikam alınmış olacaktır.
Bizim ülkemizin meseleye kardeşlik anlayışı içerisinde yaklaşması gerekir. Ayı ile aynı yatağa girmemesi gerekir. Zira biz kardeşiz. Müminin felaketine sebebiyet verebilecek bir hareketin içinde bulunmamamız lazımdır. Aksi halin Irak’taki gibi feci durumların zuhuruna sebebiyet vereceğini, böylece manevi sorumluluğumuzun da ilanihaye devam edeceğini anlamamız lazımdır. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun bir İslam ülkesi ile karşı karşıya gelmeyi asla doğru bulmuyor, bunun aksi politikaları kimden sadır olursa olsun onaylamıyoruz. Diğer taraftan diplomatik geleneğe ters ve milletler arası hukuka aykırı bir şekilde, bağımsız olan herhangi bir ülkenin toprağına göz dikmek insanlıkla kabili izah değildir.
Türk basınının büyük bir bölümü maalesef yanlı davranma ve emperyal güçlere yalakalık yapma yarışı içindedir. Nitekim Hama’da polis karakoluna baskın yapıp, 16 polisin öldürüldüğü mahalde gazetesine bilgi vermeye çalışan bir muhabirin yaptığı gerçek dışı açıklamaları dinledikten sonra, yalan haberler sebebiyle hayretler içinde kaldığımızı ifade etmek isteriz. Haber adına insanların bu derece alçaklaşması, ancak bir bedelin karşılığı olabilir. Bu nevi gazetecilerin haberlerine güvenerek taraf olmak son derece yanlıştır. Millet olarak da bu gazete haberlerinden ve propagandalarından uzak durmalıyız.
Elbette ki grubumuzda bulunan gazetecilerden tarafsız ve objektif haber yapanlar da yok değildir. Bunların sayısı diğerlerine nispetle ziyadedir.
Suriye’de halka bir haksızlık varsa, elbette ki o haksızlığı onaylamamız da mümkün değildir. Çünkü zulüm kimden gelirse gelsin, biz ona karşıyız, zulmü onaylamayız. Zira zulmü onaylayanlar da zalimdir. Ülke olarak bizim Suriye’ye ağabey şefkati ile yaklaşmamız, problemlerini çözmek için Suriye yönetimine zaman bırakmamız gerekir. Aksine davrananları da önlemeye çalışmamız gerekir. Böylece kuzuyu kurda yedirmemiş oluruz.
Etiketler: DÖNDÜK, GİTTİK, GÖRDÜK, İsmail Müftüoğlu, SURİYE
|
Asiltürk'e Zor Sorular...
31 Ocak 2012 Salı 11:36
Geçtiğimiz hafta Habertürk'te yayınlanan programda Ergenekon ve Balyozdan tutuklanan subaylar için 'Onlar kahraman' diyen Saadet Partisi'nin önde gelen ismi Oğuzhan Asiltürk'e tepkiler sürüyor. Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek de bugünkü yazısında Asiltürk'ün açıklamasına tepki göstererek, bazı sorular yöneltti.
İşte Nevzat Çiçek'in o yazısı...
Oğuzhan Asiltürk ve Ergenekon
Oğuzhan Asiltürk; Milli Görüş’ün ak saçlılarından, derin Milli Görüşçülerden. Eski İçişleri Bakanı.
Devleti de, derin yapıları da, uluslar arası siyaseti aktörleri de iyi tanıyan bir isim. Erbakan’ın yanı başında Erbakan’la birlikte partiyi şekillendiren en önemli isimlerden bir tanesi.
Oğuzhan Asiltürk, kendisini Mustafa Kamalak’ın üzerinde Milli Görüş lideri olarak gören bir isim. Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında Ergenekon’la ilgili olarak çok tartışılacak sözler sarf etti. Bu sözler sadece Asiltürk’ün kişisel sözleri mi, yoksa Milli Görüş’ün kurumsal açılamaları mı, merak ediyorum.
Asiltürk: “ Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk Ordusu'nda TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde Silahlı Kuvvetler'in içinde şu anda bir kısım insanlar var. Amerikan karşıtlarını alıp ortadan kaldırmak isteniyor. Sebebi de Amerika'nın İran'a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk Ordusu oyuna gelmez diye düşünüyorum. " dedi.
Ben bu sözlere hayret etmedim, çünkü derin Milli Görüşçülerin temaslarını, düşünce yapılarını, çok iyi biliyorum. Mahallede, Anadolu Gençlik’te, Saadet Partisi’nde konuşulan görüş farklılığını Asiltürk’, bir daha teyit etti. Onlar başka söylüyor, taban başka bir şey söylüyor
Önder Sav’la içli dışlı olan bir düşüncenin bu parelerde açıklama yapması kimseyi şaşırtmamalı.O nedenle söylenenlerin perde arkasını aralamak adına, Oğuzhan Asiltürk şu sorulara cevap vermesi gerekiyor. Eğer, sayın Asiltürk bu sorulara cevap verirse, Ergenekon’u da onun yanındaki duruşlarını da daha net bir şekilde anlayabiliriz.
1- Numan Kurtulmuş’u partinin başından uzaklaştırmak için Mehmet Haberal’ın liderliğinde bir Milli Kurtuluş Partisi yada Milli Kurtuluş Cephesi oluşturmak için aralarında Demokrat Parti, İşçi Partisi, Demokratik Sol Parti, Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisi’ni bir araya getirmek için hangi temaslarda bulundunuz mu? Bu temaslar neticesinde neden başka bir isim değil de Haberal’ı başkan yapmak için uğraşanlarla beraber hareket ettiniz, hatta akıl hocalığı yaptınız.
2- 27 Nisan E-Muhtırası’ndan iki gün önce Hasan Ünal Bey’in getirdiği bilgi üzerine 27 Nisan Muhtırası’nın verilmesinden iki gün önce haberdar oldunuz mu? Hatta bu bilgi partinize getirildikten sonra, “AK Parti iki gün sonra gidecek” dediklerinde siz ne tepki gösterdiniz? Yıllarca bu şekilde partisi kapatılan bir insan olarak buna niye karşı çıkmadınız?
3- Milli Görüş, partisi hakkında açılan davların hiç birini 40 yıldır kazanamazken, nasıl oldu da partinin kayyuma devredilmesi üzerine açılan dava hızlı bir şekilde kazanıldı. Bu gerçekten bir hukuk zaferi mi? Yoksa başta Önder Sav olmak üzere alınan ve sağlanan iş birlikleri neticesinde mi kazanıldı. Sizin buradaki rolünüz neydi?
4- Ergenekon, ordu içerindeki Amerikan karşıtlarının tasfiyesi diyorsunuz, 28 Şubat’ta sizi iktidardan uzaklaştıranlar hangi taraftaydı. Siz yıllarca Amerika ve İsrail’i aynı kefeye koydunuz. Amerika demek İsrail demek diyen bir hareketten geldiğinize göre, ordu içerisinde İsrail karşıtlarının da tasfiyesi mi diye okumalıyız açıklamalarınızı.
5- Bunca faili meçhul varken, Sarıkız, Ay Işığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz planları varken, Ergenekon’u Amerikan karşıtlarının tasfiyesi şeklinde değerlendiriyorsunuz. O zaman Amerika’mı AK Parti’nin gitmesi için darbe mi planladı.
6- Sizin bu mantığınızdan hareket edersek, partinizin eski mensubu Bedri İncetahtacı’nı ölümü ile ilgili TBMM eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, ‘it kapanı' denilen bir yöntemle kazaya zorlanarak öldürüldüğünü açıkladı. Merhum İncetahtacı’yı sizce kimler niye öldürdü. Söylediğiniz denklemde bu cinayeti nereye oturtacağız.
7- Sayın Asiltürk, Numan Kurtulmuş’u partiden uzaklaşması için elinizden geleni ardınıza koymadınız, Fatih Erbakan’a bugün psikolojik baskının her türlüsünü uyguluyorsunuz, yetmiyor Mustafa Kamalak’ı Suriye’ye gitmesini teşvik edip, Beşar Esad’a destek verdiyorsunuz. Bütün bunların hepsini anlayabiliriz, ancak bunca cinayet, bunca darbe planı karşısında çıkıp “Ergenekon, TSK içerisindeki Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir” derseniz, Ergenekon’un yaptıklarının meşru olduğunu söylemiş olmuyor musunuz?
8- Milli Görüş'e ve inançlı insanlara en büyük zulmü yapanlar bugün tasfiye ediyor dediğiniz zihniyetti. Nasıl olur da şimdi kalkıp onları savunursunuz. Velev ki, bunlar Amerikan karşıtı olsun, bu bunların yaptığını haklı kılar mı?
9- Milli Görüş'ün ve Erbakan Hoca'nın Türkiye’yi dönüştürmek adına yaptıklarını ve Osman Özbek gibilerinin sözlerini ne çabuk unuttunuz. 28 Şubat sürecinde tutuklananlar, görevden atılanlar hukuk mücadelesi veriyor. İsmailağa’daki cinayetler ortadayken, Milli Güvenlik Kurulu’nda Erbakan’a yaşatılanları hala unutmamışken siz bu açıklamayı nasıl yaparsınız. Siz eğer 28 Şubat sürecini bu süreçten ayırıyorsanız bunu da açık açık vurgulayın ve biz de bilelim.
10- Bir gün Çevik Bir ve 28 Şubat’ın aktörleri de yargı karşısına çıkarsa o zaman ne diyeceksiniz?
Keşke Ergenekon’la ilgili söylediğiniz cümlelerin arkasına şunları da ekleyebilseydiniz; “Her ne kadar orduda Amerikan karşıtlarının tasfiye edildiğine inanıyorsak, bunların yaptıkları karşısında sonuna kadar gidilmeli, bu noktada biz sonuna kadar üzerimize düşeni yapacağız” diyebilseydiniz.
Siz bu sözleri Oğuzhan Asiltürk olarak yaptınız, tabana bakın onlar bile buna şaşırıyor ve Erbakan Hoca’nın deyimiyle size “Hadi oradan” diyor. Etiketler: Ergenekon, Fatih Erbakan, Milli Görüş, Nevzat Çiçek, Numan Kurtulmuş, Oğuzhan Asiltürk, Saadet Partisi
|
Saadet Partisi, Anadolu gençlik Derneği, İYFO, TV5 ve… Şimdi de Saadet Partisi’nin yayın organı görünümündeki Ajans5, Dr. Fatih Erbakan’a sansür ve ambargo uyguluyor.
Milli Görüş Lideri Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatı sonrası mahdumu Dr. Fatih Erbakan’a yönelik susturma, yok sayma, engelleme ve ötekileştirme girişimleri devam ediyor.
AJANS5, SAADET’İN RESMİ SİTESİ GİBİYDİ
Numan Kurtulmuş’un Milli Görüş’ün siyasi kanadı Saadet Partisi’ni Milli Görüş ilkelerinden uzaklaştırıp diğer partilere benzetme girişimleri sırasında Numan Kurtulmuş’a muhalefet eden Ajans5 haber sitesi adeta Saadet Partisi’nin yayın organı gibi çalışmıştı. Hatta o dönemde NTV canlı yayınına katılan Oğuzhan Asiltürk, Milli Görüşlülerin Saadet Partisi ile ilgili gelişmeleri Ajans5’ten takip edebileceğini söylemişti.
FATİH ERBAKAN’A SANSÜR UYGULUYOR
Aradan zaman geçti. Baba Erbakan’a o dönem destek veren Ajans5, ne hikmetse oğluna mesafe koymaya başladı. Numan Kurtulmuş’a muhalefet eden Fatih Erbakan’la “Özel” röportajlar yapan Ajans5, şimdilerde Fatih Erbakan’ı adeta görmezden geliyor.
Numan Kurulmuş döneminde Fatih Erbakan’la ilgili en küçük bir haberi bile manşete taşıyan Ajans5, Fatih Erbakan’la ilgili haberleri ya görmezden geliyor yahut detay haber olarak girmeyi tercih ediyor.
MÜFTÜOĞLU’NUN YAZISINI YAYINLAMADILAR
Bununla yetinmeyen Ajans5, Fatih Erbakan’ın katıldığı konferans ve programlarda desteğini esirgemeyen Eski Adalet Bakanı ve Saadet Partisi Genel Başkan Danışmanı Av. İsmail Müftüoğlu’na da ambargo koydu. Yazılarında isim vermeden Fatih Erbakan’a Saadet Partisi ve Milli Görüş kurumları tarafından yapılan engelleme, susturma ve yok sayma girişimlerini eleştiren İsmail Müftüoğlu’nun son yazısı Ajans5 tarafından yayınlanmadı. Ajans5, İsmail Müftüoğlu’nun son yazısını yayınlamazken, kısa bir veda yazısına müsaade etti.
HASIRCI DA MÜFTÜOĞLU’NA DESTEK VERİP AYRILDI
İsmail Müftüoğlu’na konulan yasağın ardından Fatih Erbakan’ın programlarına katılıp toplumun ve tabanın heyecanına ortak olan Metin Hasırcı da Müftüoğlu’na destek veren bir yazı ile Ajans5’e veda etti.
Erbakan ailesini görmeden geliyor diye Numan Kurtulmuş’a bayrak açan Ajans5’in aylardır Dr. Fatih Erbakan’ı görmezden gelmesi ise Milli Görüşlülerin dikkatlerinden kaçmıyor.
İşte İsmail Müftüoğlu’nun Ajans5 tarafından yayınlanmayan son yazısı:
ALİ-CENGİZ OYUNUNA DİKKAT Bazı insanlar vardır ki, her meselede doyumsuzdur. Tabanlarında ve mesleklerinde sevilmedikleri halde, inadi bir şekilde oturdukları sandalyeden, işgal ettikleri masadan kalkmak istemezler. Yapılması gereken değişikliğe asla rıza göstermezler. Kendi düşüncelerini kabul ettirmek için kulis yapmaktan vazgeçmezler. Bundan meydana gelebilecek siyasi ve mesleki tahribatı önemsemezler. Yeter ki yerlerinde kalabilsinler. Bu tipler her meslekte ve bilhassa siyasi kadroların içinde çoktur. Mesleklerinde veya siyasi tabanlarında bir anket yapılsa, % 2’lik oy dahi alamayacaklarını bildikleri halde, kendilerine emanet edilen makamlardan ayrılmayı düşünmez, emrivakilerle kalıcı olmaya çalışırlar. Bu nevi insanlar hempaları tarafından ne kadar payandalanırsa payandalansın, kendilerini kabul ettiremez, gönüllerde yer bulamazlar. Bu nevi anut ve inatçı insanlar mesleklerine, partilerine ve siyasi görüşlerine faydadan ziyade büyük zarar verirler. İtici olurlar, ihtilafların büyümesine neden olurlar, ama muhteris siyasetçiler için bunların önemi yoktur. Bunlar yılların siyasi birikiminin yok olmasına neden olur, böylece siyasi kadrolarına karşı da ihanet içinde bulunurlar. Bunun farkında olanlar, bunlara karşı net tavır koymadıkça siyasi çökmenin vebalini çekerler. Bunlardan korkup, doğruları dillendirmekten sakınanların hali, Allah’tan değil, kuldan korktuklarını göstermez mi? Bile bile siyasi kadroların yok olmasına rıza göstermek, adamlık mıdır? Hele hele bir siyasi görüşü lejyoner gibi paralı askerlere bırakmak ne derece akıllılıktır, ne derece doğrudur? Sadece kendi düdüklerinin öttürülmesi için düzenlemeler yapmak, böylece tabanda çatlamalara sebebiyet vermek idealizmle kabil-i izah mıdır? Her meslekte ve siyasette rakipleri diskalifiye etmek için envai çeşit çalışmalar içinde bulunmak, aynı siyasi kadrodaki insanların gönül muhabbetini bozmak inançla kabil-i izah mıdır? Emaneti ehli olana değil, naehil kişiye tevdi için hesaplar yapmak günah değil midir? Malumdur ki, yaşlıların doyumsuz ihtirasları vardır. Onları ikna etmek son derece zordur. Zira onlar sadece almayı düşünür ve makam düşkünüdür. Sorsanız da bu nevi insanlar, Allah’ın rızasını tahsil peşinde görünür. Bu nevi insanlar oluşturdukları gizli birlikteliklerle akil olanlara taarruz ederler. Hem kendi yerlerini sağlama almak, hem de yandaşlarına yardımcı olmak adına çalışıp, dururlar. Görünürde aynı kaptan yer, aynı bardaktan su içerler. Oysa hepsinin farklı hesabı vardır, onu içlerinde saklarlar. Ahlaklı olan insan küçük hesapların peşinde koşar mı? Allah rızası için çalışıyoruz diyebilir mi? Emaneti ehline vermeye değil, kendi tasarruflarında tutmaya çalışmak ne derece doğrudur? Hizmeti değil, ihtirası ön plana taşıyanlara hüsnüniyetli denebilir mi? Her fırsatı ganimet bilip, hırçınlaşan idarecilerden, siyasilerden, başkanlardan ülkeye hayır gelebilir mi? Bazı kavramları suiistimal edenlere, teslimiyet söz konusu olabilir mi? Siyaset ve menfaat günümüzde maalesef insanlarımızın gözünü kör edebiliyor. Bu nevi insanlar ellerinde bulunan tüm imkanları kendileri için kullanırlar. Gazetelerden tutun, televizyonlara kadar her şeyi ama her şeyi devreye sokarak, kendilerine karşı tavır sergileyenleri yaylım ateşine tabi tutarlar. Makamlarında kalabilmek için bunlar siyasi kılıçlarını çekerler, etrafa korku salmaya çalışırlar. Karşı çıkanları da enterne etmekten çekinmezler. Bunların birçoğu paralı askerdir. Siyasette zahmet çekmeden paraşütlerle makamlarına inenlerdir. Kulis yapmayı meziyet sayanlardır. Geçmişten ibret almayıp, nefisleri istikametinde yürüyen ve böylece siyasi kadrolarına zarar verenlerdir. Bunlar kendilerini kamufle ettiklerini zannederler. Oysa her şey ayan beyandır. Hiç kimse kafasını kuma sokup, saklandığını zannetmesin. Siyasi mücadelede ve mesleki kuruluşlarda ahlaklı olmak seviye kazandırır. Aksi hal içinde olanlar ise değer kaybına uğrar. Millet bu konuda son derece dikkatli olup, Ali-Cengiz oyununu elbette ki bozacaktır.Etiketler: Ajans5, Ali-Cengiz Oyunu, Fatih Erbakan, Haber5, İsmail Müftüoğlu, Metin Hasırcı, Saadet Partisi, Sansür
|
Fatih Çekirgeden bana ilginç görünen ekonomi ve mitoloji karması bir yorum.Aşağıda kısa yolunu veriyorum. Tavsiye ederim A.D.Şimşek
-- Bu iletiyi şu gruba abone olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Haber ONAY" grubu. Bu gruba posta göndermek için , mail atın : haber-onay@googlegroups.com Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek için şu adrese e-posta gönderin: haber-onay+unsubscribe@googlegroups.com Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/haber-onay?hl=tr?hl=tr adresinde bu grubu ziyaret edin HABER ONAY : Halkın ve Haklının Yanında ; Hakk' la Beraber... Özgürlükçü Herkesin Haber Bülteni ... [ NEWS APPROVAL: The public and its right beside her; Hakk together with... Newsletter of Libertarian; News Site Approval ] websitemiz: http://www.haberonay.com
|
Milletimizin ekmeğini yiyip milletin verdiği silahla, milletimizi esir alanların ordularımızda ki hakimiyeti mutlaka sona erdirilmelidir. Millete avcı olup emrindeki milletin evlatları olan Mehmetçik ve subaylarımızı, teröriste av edenler artık hem deşifre oldular hemde milletimiz kendilerinden bıktı usandı. İnşallah bu askeri şuradan beyinleri batılılar tarafından devşirilmiş ve milleti kendileri gibi devşirme yapmaya çalışanlar değil, Milletimiz gibi düşünen milletimizle özdeşleşmiş olan komutanlardan kurulu bir komuta heyeti çıkar. Kimse de bu milletin gönülden dualarını alacak bir orduyu asla hafife alamaz olur. A.D.Şimşek
01 Ağustos 2011 Pazartesi Çankaya'ya duble yol 20 Haziran 1950 günüydü. Menderes hükümeti kurulalı 1 ay olmuştu. Bir albay telaşlı bir şekilde Başbakan'ın odasına girdi. Başbakan'ın Özel Kalem Müdürü dışarıda bekleyenlere Başbakan'ın tüm randevularının iptal edildiğini duyurdu. Bir olağanüstülük vardı. Başbakan Menderes, makam odasından albaydan önce çıktı. Doğruca Çankaya Köşkü'ne gidip Cumhurbaşkanı Bayar'a durumu anlattı. DP'nin seçimi kazanarak gelmesini bir türlü hazmedemeyen ordu darbe hazırlığı içindeydi. Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Nafiz Gürman ve kuvvet komutanları başta olmak üzere 16 general ve 150 albay emekliye sevkedildi. Menderes aynı çevikliği 9 subay olayında gösterse belki, 27 Mayıs olmayacaktı. Ülkenin akıbeti gibi kendi geleceğini de kurtarmış olacaktı. 1969 yılıydı. MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Başbakan Demirel'e bir bilgi iletti. Buna göre Genelkurmay Başkanı Cemal Tural ihtilal hazırlığı içindeydi. Son zamanlarda Cemal Tural'ın faaliyetleri iyice dikkat çekici hale gelmişti. Tural Paşa İş Bankası ve Ziraat Bankası'na gidiyor, PTT'yi denetliyor, sürekli yurt gezilerine çıkıyor, askeri kıtaları şehir merkezlerindeki tören alanlarında denetliyordu. Artık bunlara özel sektör fabrikalarını teftişi de eklemişti. Ordu içinden gelen haberler de Tural Paşa'nın darbe hazırlığı içinde olduğunu doğruluyordu. Demirel telaşla Çankaya Köşkü'ne çıktı. Aldığı bilgileri Cevdet Sunay'la paylaştı. "Senin koltuğuna oynuyor" dedi. Sunay'da da bazı bilgiler vardı. "Ne yapacağız" diye sordu. Demirel, "Derhal emekliye sevk edelim" yanıtını verdi. Çankaya ile hükümet anlaştı. Demirel Bakanlar Kurulu'nu topladı, kendisi tek tek takip ederek, boş kararnameye imzaları aldı. Tural ismi yazılmamıştı Çünkü Demirel'in bazı bakanlarının da Tural'la irtibatı vardı. Köşk'e çıktı. Sunay bu kez, "Tural'a haber gönderelim, Askeri Şûrâ'ya naklini istesin" dedi. Demirel, "Yapmayın. Karga tulumba hepimizi bir torbaya koyar" diye itiraz etti. Kararname imzalandı. Sunay'ın ne yapacağı, nasıl direneceği merak ediliyordu. Personel Başkanı Orhan Paşa kararnameyi önüne koyunca, Tural Paşa'nın renginin sarardığı gözlendi. "Ya öyle mi" diyebildi. 27 Mayıs darbesinden sonra Silahlı Kuvvetler Birliği'nin liderliğini yapmış, bastığı yeri titreten bir komutandı Cemal Tural. Emeklilik kararnamesi eline tutuşturulunca, uğurlamaya tek bir rütbeli komutan gitmemiş, hüzünlü bir şekilde karargahı terketmek zorunda kalmıştı. 1977 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun'un emekliye sevk edilmesinde de Başbakan Demirel başrollerdeydi. İstanbul'da komutanlarla yaptığı toplantıyı dinletmiş, Ersun henüz Ankara'ya ulaşmadan emeklilik kararnamesini hazırlatmıştı. Karargahına ulaşsa ihtilalin düğmesine basacağından korkuluyordu. O nedenle Ankara'ya indiğinde havaalanında emeklilik kararnamesi eline tutuşturuldu. Ersun'la birlikte ordu komutanları ve çok sayıda albay emekliye sevk edildi. Kimine göre darbe önlenmiş, kimine göre ise Ersun'un tasfiye edilmesiyle birlikte 12 Eylül'ün kapısı aralanmıştı. 12 Eylül öncesinin en dikkat çekici sıkıyönetim komutanıydı Necdet Üruğ... Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrılmadan önce kendinden sonra 10 yıl devam edecek komuta kademesini dizayn etmişti. Şûrâ'ya 1 ay kala istifa etmeyi ve Necdet Öztorun'u başa getirmeyi planlıyordu. 12 Eylül'ün lideri Kenan Evren de Başbakan Turgut Özal da paşanın tavırlarından rahatsızdılar. Çankaya ve hükümet anlaştı, Turgut Özal'a sivil iradenin gücünü gösterme şansı doğdu. Üruğ emekliye sevkedildi, yerine Genelkurmay 2.Başkanı Necdet Torumtay atandı. Bunlar asker-sivil ilişkileri açısından yaşanmış nadir örnekler olduğu için tek tek sıralamak istedim. Ve yine maalesef ki bu örnekleri çoğaltmak mümkün değildi. Ta ki 28 Temmuz 2011 tarihine kadar... Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanının istifası sonrasında sergilenen başarılı yönetimle demokrasi tarihimize parlak bir sayfa eklendi. Aslında 2010 YAŞ toplantısında hükümet ve Çankaya'nın sergilediği tavırla 2011 Şûrâsı öncesinde yaşananları birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Haberin devamını okumak için orijinal linki -- Bu iletiyi şu gruba abone olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Haber ONAY" grubu. Bu gruba posta göndermek için , mail atın : haber-onay@googlegroups.com Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek için şu adrese e-posta gönderin: haber-onay+unsubscribe@googlegroups.com Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/haber-onay?hl=tr?hl=tr adresinde bu grubu ziyaret edin HABER ONAY : Halkın ve Haklının Yanında ; Hakk' la Beraber... Özgürlükçü Herkesin Haber Bülteni ... [ NEWS APPROVAL: The public and its right beside her; Hakk together with... Newsletter of Libertarian; News Site Approval ] websitemiz: http://www.haberonay.com
|
YorumsuzA.D.Şimşek
Radarlar kararmış| Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun hazırladığı raporda yer alan merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düştüğü zaman diliminde bölgede askerî uçaklar olduğu iddiasını güçlendiren yeni bilgiler ortaya çıktı. | | Genelkurmay'ın resmî yazısına göre, kaza bölgesine 28,5 km mesafede üç savaş uçağı bulunduğu kesinleşti. Askerî radarlar ise kazanın olduğu 15.03 sularında 4 dakika arızalandı. Bölgedeki bütün radarlar kısa süreli karardığı için 15.03.02 ile 15.07.40 arasında görüntü alamadı. Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişiyi taşıyan helikopter 25 Mart 2009'da düşmüştü. 6 kişiye mezar olan helikopter kazasıyla ilgili çok şey yazıldı çizildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün talimatıyla harekete geçen Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) yaptığı araştırmalar, helikopterin bir savaş uçağı tarafından savrulmuş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Soruşturma daha sonra Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na geçti. Edinilen bilgilere göre, kazayla ilgili soruşturmanın seyrini değiştirecek yeni bulgular ortaya çıktı. Genelkur may Başkanlığı, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği yazıda, kazanın yaşandığı gün saat 15.03.02 ile 15.07.40 arası dijital radar görüntü kayıtlarının, doğu bölgesindeki tüm radarlarda meydana gelen kısa süreli bir arıza nedeniyle alınamadığını aktardı. DDK'nın daha önce yaptığı tespitlere göre helikopter tam da bu zaman aralığında düştü. Yani helikopterin düştüğü anda etrafından bir savaş uçağının geçip geçmediğini gösterecek radar kayıtları yok. Çünkü radarlar o anda 4 dakika 47 saniye boyunca bozulmuş. Genelkurmay'ın açıklamasındaki bir diğer çarpıcı bilgi ise, kaza mahallindeki savaş uçaklarının hareketliliğiyle ilgili. DDK daha önce yaptığı tespitlerde, helikopterin düşmesinden birkaç dakika önce saat 14.58.57'de bir jetin, sivil radarda gözüktüğünü ve daha sonra kaybolduğunu ortaya koymuştu. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ise yaptığı açıklamada, kaza bölgesinin 74 km çevresinde herhangi bir savaş uçağı bulunmadığını açıklamıştı. Fakat Genelkurmay Başkanlığı'nın verdiği bilgiler, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın açıklamasını doğrulamıyor. Genelkurmay'ın gönderdiği yazıda üç savaş uçağının 14.59.47'de kaza mahallinin 28.5 km güneydoğusundan 7 bin 528 metre yükseklikten geçtiği belirtiliyor. Bu noktadan sonra olayın aydınlatılması için, askerî radar görüntülerinin incelenmesi ve üzerlerinde sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığının anlaşılması gerekiyor. Ayrıca kaza bölgesinin 28,5 km yakınında görünen jetlerin güzergƒhlarının hesaplanması ve Genelkurmay radarlarında tam da kazanın olduğu anda meydana gelen teknik arızanın sebebinin açığa kavuşturulması büyük önem taşıyor. SAVAŞ UÇAKLARININ KAYITLARI SİLİNMİŞ
Genelkurmay Başkanlığı'nın verdiği bilgilerde ilginç bir durum daha göze çarpıyor. Savaş uçaklarının tuttuğu kayıtlar silinmiş. Konuyla ilgili ifadeler şöyle: "Anılan üslerdeki tüm FD16 ile bazı F4 uçaklarında kayıt sistemleri mevcut olup bu sistemlerin kayıt süreleri 30 dakika ile 10 saat arasında değişmektedir. Yapılan kayıtların saklanması uçuştan hemen sonra talep edilmediği takdirde, müteakip uçuştaki bilgiler aynı kasete kaydedilmektedir. Bu nedenle söz konusu tarihteki uçuşlara ait kayıt bulunmamaktadır. Diğer taraftan bu kayıtlar olsa dahi, uçağın uçtuğu rotanın bu kayıtlardan yararlanılarak harita üzerine aktarılması mümkün değildir." Yazının orjinalinin linki http://www.habervaktim.com/haber/192776/radarlar_kararmis.html
 Öte yandan Genelkurmay'ın verdiği bilgilerin ardından DDK da yeni bir durum değerlendirmesi yaparak s savcılığa gönderdi. DDK'nın Genelkurmay Başkanlığı tarafından kendilerine gönderilen bulgularla yeni ortaya çıkan bilgilerin farklı olduğu ve söz konusu kuşkulu konuların yeniden araştırılması yönünde görüş bildirdiği ifade ediliyor. |
-- Bu iletiyi şu gruba abone olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Haber ONAY" grubu. Bu gruba posta göndermek için , mail atın : haber-onay@googlegroups.com Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek için şu adrese e-posta gönderin: haber-onay+unsubscribe@googlegroups.com Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/haber-onay?hl=tr?hl=tr adresinde bu grubu ziyaret edin HABER ONAY : Halkın ve Haklının Yanında ; Hakk' la Beraber... Özgürlükçü Herkesin Haber Bülteni ... [ NEWS APPROVAL: The public and its right beside her; Hakk together with... Newsletter of Libertarian; News Site Approval ] websitemiz: http://www.haberonay.com
|
<< ANA SAYFA
|
|
|
|
|
|
|

|
AMERİKANIN ORTADOĞU HARİTASI |
|
Haber Onay Haberleri
|
Yorum Gönder
Yorumlarınız saldırı, küfür vb. içermemelidir.Yorumları yazarken lütfen İsminizi belirtiniz.